28 Şubat 2011 Pazartesi

CV mi, tecrübe mi? Biraz erken değil mi?

Bugün bölümümü bir kez daha çok sevdim, ve üniversiteme olan saygım ve sevgim de her geçen gün artıyor. Şu Mc Donald’s krizden mi kapanmıştı, Burger King nasıl açılacak, Starbucks açılmış ODTÜ’ye, yoksa ODTÜ kalesi düştü mü gibi tartışmaları bir kenara bırakalım. Çünkü ben bugün bir kez daha üniversitelerden yeşertilmesi beklenen özgür düşüncenin, bu tip göstermelik hareketlerden daha faklı olması gerektiğini gördüm. Hiç birimiz Burger King’e gitmekle sağcı olmayacağımız gibi sadece buralara gitmeyerek de solcu olmuyoruz. Elbette dünya görüşü gereği bu tarz yerlerde yemek yemeyi, böyle mağazalardan alışveriş yapmayı reddedebilir insan, ama üniversitelerden ve üniversite öğrencisinden beklenen davranışlar bütünü böyle sınırlandırılmamalı.

Bugün ne olduğuna gelince…Kafamda çok uzun süredir evirip çevirdiğim bir soru cevabını buldu. Üniversiteye başladığım günleri hatırlıyorum, henüz böyle bir sorunun kafamı meşgul etmediği günler. Daha o ilk günlerden itibaren ileride CV’nizi dolduracak tecrübeler aramaya koyuluyorsunuz. Hangi topluluğun ne başkanı olursanız, hayallerinizin uluslar arası şirketinde CEO olma yolunda, daha değerli bir tecrübe olur sizin için? Ama burası bir üniversite ve sizin en güzel yıllarınız. 65 yaşına kadar çalışacağınızı düşünürseniz bu tip sorularla beyninizi meşgul etmeniz için daha çok zaman yok mu? Kabul ediyorum ben de böyle topluluklardan birine girdim. Burada edindiğim en güzel tecrübe hakkında daha önce bir blog yazısı yazmıştım, burada kesinlikle bu tarz bir işe sahip olmak istemediğimi anladım ve bu deneyim gerçekten paha biçilemez oldu benim için. Topluluktaki görevimi bıraktım ama geride bıraktığım iki yıl boyunca neden bunu kendime yaptığımı sordum durdum. Evet, ben de herkes gibi CV’mde beni diğerlerinden ayıracak, fark yaratacak şeyler yapmak için. Bütün bu işleri gerçekten zevk alarak yapan arkadaşlarıma sonsuz saygım var, ama ben tüm bunları istemeyerek yapmıştım ve gelecek kaygısına çok erken ve gereksiz yere düşmüştüm. Peki ileride hayal ettiğim güzel işe sahip olabilmek için gerçekten bunları mı yapmam lazım? İşte bunu soruyordum kendime uzun zamandır. Bugün ikinci sınıflar için yapılan bölüm buluşmasında buna benzer bir sorunu dile getirdi bir arkadaşımız. Daha doğrusu sorunun yapısı biraz değişik olmakla birlikte içerik olarak aynı yukarıda değindiğim kaygılara işaret ediyordu soru. “Diğer üniversitelerdeki bölümdaşlarımız üçüncü sınıftan itibaren P&G veya Unilever gibi çok büyük uluslar arası şirketlerde ‘intern’ olarak yarı zamanlı çalışabiliyorken, biz ders yoğunluğumuzdan dolayı bunu gerçekleştiremiyoruz. Bunun değişmesi mümkün mü?” . Bölüm başkanımız bu soruyu da, benim sorumu da daha iyi açıklığa kavuşturamazdı. Biz daha üniversite öğrencileriyiz, iş yaşamının getirdiği stresi neden daha okul sıralarında üstlenelim? ODTÜ bizi umarım bir gün bir yerlere taşıyacak, ama kendi payına düşeni dershanelerin üzerine atan Anadolu liseleri misali topu özel sektöre atarak değil, bizi özgür düşünceye, bireye, topluma, spora, sanata değer veren, önem veren ve saygı duyan insanlar olarak yetiştirerek ve geliştirerek olacak tüm bunlar.

Sınıfa tüm bu konuşmalar esnasında sessizlik çökmüştü, benim ise içimde alkış kıyamet… Hayat memat meselesi bir sorunun cevabını sonunda kendi kendime de vermiş olmanın getirdiği mutluluk… Sanırım geriye sadece iki soru kaldıJ

31 Ocak 2011 Pazartesi

24 Yaşından Küçük Kızın Dramı

Sevgili alkol, namı diğer kötülüklerin anası

24 yaşın altında bir birey olarak senden korunmaya ihtiyacım varmış, devlet büyüklerimiz öyle uygun görmüş. Yanlış anlama, olayın hiçbir dini boyutu yok. Yalnızca çoğunluğun “evet” dediği, anayasamızın değişen maddelerinden birinin gereği olarak yapılacak bu kısıtlama: Gençliğin korunması. Referandum zamanı bu maddeyle ilgili değişikliği anlatan boy boy afişleri her yerde görebilirdin. O zaman aklına gelir miydi, sevgili alkol, böyle masum bir maddenin altından senin çıkacağın? Bu kadar basit ve herkesin sahiden de evet diyeceği bir maddeyi halkın gözünü boyamak için her yere koyup, asıl şamatayı koparacak maddeleri kamufle ettiklerini sanmıştık biz de. Bir dakika biz diye bir şey yok! Lütfen beni zan altında bırakma. Ne biliyorsun benim de “hayır” dediğimi. Hem ben “hayır” demişsem bile nasıl bir şuurla demişimdir ki, sonuçta ben 24 yaşından küçüğüm ve içki konusunda bilinçsizce davranabilme ihtimalim varsa bu konuda da olabilir. Evet, buradan sesleniyorum: Devlet büyüklerim benim bir dahaki referandumda “hayır” deme olasılığımdan da beni korusun.

Aslında hazır lafı açılmışken benim birkaç maruzatım daha olacaktı. Çünkü benim birkaç korkum daha var.

Diyelim devlette çalışayım dedim, gireceğim KPSS sınavına kadar kıyak bir çevre edinememekten,

Eğer özelde çalışmaya karar verirsem, çalışma koşulları ağır olan ve beni iliğime kadar sömürecek bir şirkette çalışmak zorunda kalmaktan,

En kötüsü diplomalı işsizler arasına katılmaktan,

Diyelim iyi kötü bir işte dikiş tutturdum, bu işi 65-70 yaşına gelinceye kadar yapmak zorunda kalmaktan,

O yaşa gelince halimi düşünmek bile istemiyorum, ama banka veya hastane kuyruğunda düşüp kalmaktan korkuyorum.

Eee hemen de 50 sene sonrasını düşünmeyelim değil mi, gelecek kaygımızı unutalım, biraz da gençliğimizi yaşayalım. Nerde yaşayalım peki, hadi Taksim meydanına gidelim. Hepimizin hayatını cehenneme çeviren trafik yoğunluğu içerisinde, sıkış tepiş belediye otobüsünde tacizci adamı da unutalım hadi. Buradaki bir eylemde kafasına cop yemiş arkadaşlarını da unut. Hrant Dink’i de unut hadi, onu zaten herkes unuttu. Git nevizadeye, kafanı dağıt, kederlendin tabii. Ama üzgünüm, 24 yaşından küçüksün, hayat senin omuzlarına ağır yükler koymuş olabilir, ama daha kafana samandan başka bir şey koyamadı.